......................... GEYİKFM_SPOR - Blogcu




GEYİKFM_SPOR

www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws

CEMİNG fT MC_VIRUS

8/3/2006 - İmparatorluğun Dirilişi: Roma

Kategori: GENEL HABERLER

İmparatorluğun Dirilişi: Roma

 

Hiç şüphe yok ki, bu sabah yatağından kalkan bütün Roma'lıların tek konuştuğu şey futbol. Dünyanın en ateşli derbilerinden birisi dün gece oynandı. AS Roma hemşehrisi Lazio'yu gol yemeden yenerek hem taraftarlarına "diğerlerini" delirtme fırsatı verdi, hem de ardarda aldığı onbirinci lig galibiyetiyle Serie A tarihinin en çok seri galibiyet alan takımı ünvanını da eline geçirdi. Peki bütün bu olan biten neyin nesi? Daha onbir maç öncesine kadar yerden yere vurulan bu takıma ne oldu da bir anda Şampiyonlar Ligi potasına girdi?
 
2004 yazında Fabio Capello'nun Juventus'un başına geçmesi kötü günlerin başladığının ilk göstergesiydi. Ortasahanın dinamosu Brezilyalı Emerson'un da hocasını takip edip takımdan ayrılmasıyla karamsarlık başkente iyice hakim olmuştu. Capello'nun ardından teknik direktörlük koltuğuna oturtulan Cesare Prandelli'nin eşinin sağlık sorunlarıyla ilgilenmek için takımdan ayrılması, Alman Rudi Voller'e Roma'nın altın anahtarını verirken kulüp yöneticileri, henüz dört maçta boy göstermiş Alman kurdunu göreve almakla hata yaptıkları kanısına varıp tecrübeli hocanın görevine son veriyordu. Porto'da başarısız bir sezon geçiren eski Chievo Verona koçu Luigi Del Neri Roma'ya gelirken Giallorossi'nin bir kaç ay içerisinde bir kaç hoca değiştirmesi İtalyan basınında alay konusu oluyordu.
 
Futbol tanrıları, Zeus misali şimşeklerini Roma'nın kızıllarına yağdırmaya devam ediyordu. Dinamo Kiev'e karşı Olimpico'da yapılan Şampiyonlar Ligi maçında kendini kaybeden taraftarlar sahayı bozuk para yağmuruna tutuyor, yaralanan hakem Anders Frisk maçı tatil ederken UEFA'nın aldığı 3-0'lık hükmen mağlubiyet kararı ve seyircisiz oynama cezasıyla Roma, Şampiyonlar Ligi'ne havlu atıyordu. Bir takımın başına daha ne gelebilir diye düşünüyor insan. Luigi Del Neri'nin de kötü gidişe dur diyememesiyle Roma yönetimi, takımın başına "kulubün çocuğu" Bruno Conti'yi geçiriyor; Mayıs ayında takımı Serie B'ye düşmekten kurtaran Conti şehirde bir kez daha kahraman ilan ediliyordu.
 
Önceki sezon Udinese'ye Şampiyonlar Ligi biletini kazandıran Luciano Spalleti, 2005 / 2006 sezonunda takımın başına getirilirken Philippe Mexes transferindeki uygunsuzluk dolayısıyla FIFA'nın verdiği 1 yıl transfer yapma yasağı, yeni sezonda da Roma'nın kötü şansının devam edeceğinin sinyallerini veriyordu.
 
Yeni sezonun başlamasıyla yine istikrarsızlık kendini başkentte gösteriyordu. Spaletti ligin ilk yarısının sonlarına doğru UEFA ve Coppa Italia'da yoluna devam etmesine rağmen ligde aldığı başarısız sonuçlar yüzünden kovulmanın eşiğinden döndü. Antonio Cassano'nun yeni kontrat yapmaya yanaşmaması takımda huzursuzluğu tırmandırırken Roma'da umutsuzluk hakimdi.
 
2006 yılına girilirken Roma çilesini doldurmuş görünüyordu. Hırçın Antonio Cassano'nun Real Madrid'e gönderilmesi beklenenin çok üstünde bir etki yarattı. Coppa Italia'dan Juventus'un elenmesi, Roma'lı taraftarlar için inanılmaz bir hazdı. Fabio Capello'ya verilen tokat gibi bir cevaptı bu iki sene önceki ayrılığa dair. Ardarda alınan galibiyetler, UEFA Kupası'nda yoluna devam eden takım ve tabii ki Francesco Totti...
 
Roma'lıların "Sarı İlah"ı Totti, formunu bulup takımını sırtladı derken ayak bileğini kırarak hem Roma'yı hem de yaklaşan Dünya Kupası öncesi İtalyan Milli Takımı'nı zor durumda bıraksa da Roma, büyük kaptanlarının yokluğunda çıktığı iki maçı da kazanarak adeta gövde gösterisi yaptı. Ezeli rakipleri Lazio'yu 2-0'la geçerek Serie A'da üst üste en çok galibiyet alan takım oldular. Totti'nin deyimiyle "Tarihe adlarını yazdırdılar."
 
Gelecek sezon bu takımı şampiyonluğa oynarken izlerseniz hiç şaşırmayın. Roma İmparatorluğu'nun tarihi gölgesi altında yeniden yükselen imparatorluğun çocukları, Roma'nın destansı dirilişini tarihin sayfalarına tırnaklarıyla yazıyorlar.



İnan Ketenciler / SuperSpor İtalya Editörü

27.02.2006

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

1/3/2006 - O FENÔMENO

Kategori: GENEL HABERLER

O FENÔMENO

Luís Nazário de Lima Ronaldo: O bir gol makinesi. Muhteşem hayat hikayesiyle bitti zannedilen futbol kariyeri ve yeniden doğuşu. İşte huzurlarınızda Dünya'yı sallayan sambacı !

 



.::KISACA O FENÔMENO::.


Luís Nazário de Lima Ronaldo, 22 Eylül 1976’da Bento Ribeiro, Rio de Janeiro, Brezilya’da doğan bir yıldız.

Brezilya Milli Takımı ve Real Madrid’de forma giyen ve kısaca Ronaldo olarak bilinen yıldız futbolcu ayrıca “O Fenômeno” yani “Fenomen” olarak da biliniyor.

Ronaldo’nun yüksek hızını kaybetmeden top sürme kabiliyeti, gol içgüdüsü ve gücü O’nun modern futbolun en tehlikeli ve iyi golcülerinden biri yapan en önemli özelliklerinden sadece bir kaçı.

Futbol dünyasının en çok tanınan isimlerinden biri olan Ronaldo, Latin Amerika’da tanrılaştırılan bir idol !

Dünya’nın bir ucundan öbürüne futbolun ne olduğunu bilen herkesin tanıdığı Ronaldo aşk hayatı, sakatlıkları ve tabii ki golleriyle günümüzün en önemli futbol şahsiyetlerinden biri.

Ronaldo ayrıca “FIFA Yılın Futbolcusu” ödülünü ilk kez 3 kere kazanan isim, bu rakama daha sonra şimdiki takım arkadaşı Zinedine Zidane da ulaşmayı başardı.

.::ERKEN ZAMANLAR::.

Ronaldo, Rio de Janeiro’nun fakir bir bölgesi olan Bento Ribeiro’da 1976’da doğdu. Brezilya’daki herkes gibi O da futbola sokaklarda başladı. Semtin futbol takımı Social Ramos Club’da ilk kez krampon giyen Ronaldo 1982’de semt takımının ezeli rakibi Pico dela Mirandona’ya ilk golünü kaydetti.

Ancak başarılı bir kariyerin başlangıcında Ronaldo’nun en büyük engeli annesi Dona Sona oldu. Çünkü Ronaldo’nun derslerini çalışmasını ve bir zamanlar babası Nelio’nun Portekiz’de yaptığı gibi futbolcu olmasını istemedi. Çocuk yaşta futbolun yanı sıra tenis de oynayan Ronaldo’nun annesi için futbolu bırakıp iş adamı olması ve hobi olarak da tenis oynaması küçük çocuğu için en ideal formüldü. Ama ne annesi Sonia ne babası Nelio ne de kardeşleri Ione ile Nelio Jr. Ronaldo’nun bir süre sonra O Fenômeno olarak çağırılacağını tahmin edebilirdi.

Batıl inancı sebebiyle sonradan kavga etmemek için sofrada isteyene bile tuz uzatmayan, kız arkadaşını çok kıskanan her fırsatta televizyonun başına geçip Michael Jordan ya da Pete Sampras’ı izleyen bu çocuk kapının önünde başladığı futbol sayesinde hayalini kurduğu sporcular gibi bir şöhrete kavuşacağını tahmin edebilir miydi? Semt takımında başlayan ve her Brezilyalı çocuk gibi sahilde sıcak kumlar üzerinde devam eden futbol tutkusunun O’nu Dünya’nın en çok takip edilen futbolcularından biri yapacağını bilebilir miydi?




.::KARİYERİNDEN BİR KESİT::.


Ronaldo’nun futbol oynamaya olan yeteneği 14 yaşındayken görülmeye başladı. Brezilyalı futbol efsanesi Jairzinho, Ronaldo’yu 2. kulübü olan São Cristovao’da oynarken Brezilya Genç Takımı’na öneren isim oldu. Jairzinho gibi bir referans genç Ronaldo’yu Genç Takımın yanı sıra efsanenin eski takımı Cruzeiro’ya da sokmaya yetti. İlk önce Cruzeiro Esporte Clube’nin genç takımında oynamaya başlayan Ronaldo profesyonel kontrata imza atana kadar bekletildi ve ardından da kulübün en dikkat çekecek futbolcularından biri Mavi Beyazlıların bünyesine girdi.

Brezilya 17 Yaş Altı Milli Takımı’nda 16 yaşında geldiğinde 57 maça çıkan Ronaldo, kendisi için adını kullanan Jairzinho’yu utandırmadı ve kaydettiği 59 golle maç başına 1 gol ortalamasının üzerinde kısa süre sonra ne kadar büyük bir yıldız olacağının sinyallerini verdi. 1994’de Brezilya Milli Takım kadrosuna alınan Ronaldo zaten birçok yıldızı olan Brezilya’nın Dünya Kupası kadrosuna alındı ama Romario ile Bebeto’nun gölgesinde kalarak A.B.D’de düzenlenen 1994 Dünya Kupası’nda yedek kaldı. 94 Dünya Kupası döneminde Ronaldo’ya “Ronaldinho” adı verildi; bu ismi takmaktaki amaç kadroda yer alan Ronaldao ile karıştırılmasını engellemekti. Ronaldo bu ismi daha sonraları milli takımdaki en yakın arkadaşlarından biri olacak Ronaldo de Assis Moreira’ya (Ronaldinho) verdi.

.::AVRUPA KARİYERİ::.

Ronaldo’nun Avrupa kariyeri 1994 – 1995 sezonunda Hollanda ekibi PSV Eindhoven’a transfer edildiğinde başladı. Hollanda’ya transfer olan Ronaldo abisi sayılan Romario’nun kariyerini kendine örnek alarak hareket ettiği ve basamakları tırmanmayı başladığı kariyerinin en önemli yılında çok büyük bir patlama yaptı; Hollanda Ligi gol kralı olan Ronaldo, İspanyol devi Barcelona’nın ilgisini çekti.

1996 – 1997 sezonunda Barcelona’ya transfer edilen Ronaldo 37 maçta 34 gol lig de kaydetti. Copa Del Rey, ve Avrupa Kupa Galipleri Kupası da sayılacak olursa bu istatistik 49 maçta 47 gol oldu. Bir sonraki yıl ise Ronaldo Serie A devi Inter’e transfer edildi.

1996 ve 1997’de peş peşe FIFA Dünya’da Yılın Futbolcusu seçilen Ronaldo, 1998 Dünya Kupası’nda ise sergilediği performansla hayal kırıklığı yarattı. Turnuva boyunca sadece 4 gol kaydeden Ronaldo’nun milli takımı finalde de ev sahibi Fransa’ya mağlup olarak kupayı alamadı.

Ronaldo’nun ciddi bir sakatlık geçirmesinin ardından finalde sahaya çıkması birçok soru işaretinin doğmasına sebep oldu. Sakatlığı tam olarak geçmeden maça çıktığına inanılan O Fenômeno’nun, sponsoru Nike’ın zorlamasıyla oynadığı iddiası ortaya atıldı. Bu dönem 4 yıl boyunca Ronaldo’nun kariyeri üzerine gelen kara bulutların yıldız futbolcuyu çok zorlayacağı yılların başlangıcı oldu.

Bir yıl sonra Ronaldo’nun derslere konu olan “diz sakatlığı” kariyerinin ciddi bir şekilde bitme noktasına kadar getirdi. Sağ dizinden çok ciddi bir şekilde sakatlanan ve aylarca antrenman dahi yapamayan Ronaldo için özel kum havuzları hazırlandı. Yürümeler, ter atmalar, diz güçlendirmeler, hafif koşular, kondisyon antrenmanları derken Ronaldo belki de bugüne kadar hiçbir futbolcuya gösterilmeyen ilgi ve alaka ve dikkat ile sahalara dönebilmesi için çalıştırıldı ve tedavi edildi.

Bu sakatlık ilk ve son olmayacaktı; 2000’de sahalara ilk dönüşünde Lazio karşısında sadece 7 dakika sahada kalabildi ve dizinden yine sakatlanarak bir kez daha yere yığıldı.

2 ameliyat ve 20 aylık iyileşme süreci oldukça sancılı geçti. Yine aynı süreç başladı; özel kum havuzları bir kez daha hazırlandı, yürümeler, ter atmalar, diz güçlendirmeler, hafif koşular, kondisyon antrenmanları derken Ronaldo 2002 Dünya Kupası’na yetiştirildi.

Ronaldo, 2002’nin devamında 3. FIFA Dünya’da Yılın Futbolcusu ödülüne layık görüldü ve Inter’den Real Madrid’e 27.000.000 pound karşılığında transfer edildi. Bu transfer aylarca gündemden düşmedi. Bunu sebebi ise sadece Ronaldo değil aynı zamanda Real Madrid’e getirilen 3. Galactico olmasıydı. Inter teknik direktörü Hector Cuper ile yaşadığı problemler Ronaldo’nun Serie A şampiyonluğu yaşayamadan La Liga’ya bir kez daha geri dönmesine sebep olmuş ve Real Madrid’in Dünya yıldızlarını bünyesine katma programının 3. ismi yapılmıştı. Ronaldo, Galacticos taraftarının bağrına bastığı bir isim oldu; en azından kısa süre öncesine kadar!

Real Madrid’in Ronaldo ile ününü Dünya çapında daha da arttırma politikası işe yaradı; Ronaldo formaları Dünya’nın dört bir yanında Amerika’dan Asya’ya kırmadık reklam bırakmadı. Şan ve şöhretle Real Madrid’e gelen Ronaldo reklam kampanyasındaki başarısını Ekim 2002’e kadar sakat bekleyerek ilk başta gösteremedi. Ama Ronaldo’nun gelmesiyle patlayan bilet satışları O Fenômeno’nun yedek kulübesinde eşofmanlarıyla oturmasına rağen taraftarın her maçta O’na da ayrıca tezahürat yapmasına engel olmadı. Ronaldo sonunda ilk maçına çıktı ve Steve McManaman'ın pasıyla golünü de kaydetti. Ronaldo’nun henüz ilk maçında ortaya koyduğu performans bu yeteneğin bitmediği tam tam tersine bıraktığı yerden işine devam ettiğini taraflı tarafsız herkese gösterdi.

Ronaldo yine o bilindik tarzıyla sahadaydı. Çalımları, hızı ve şutları eskiyi aratmadı.

Ronaldo aynı güzel oyunu sezonun son maçında da sergiledi; Athletic Bilbao karşısında kaydettiği golle ilk sezonunu 23 golle tamamladı. Bu gol sayısı Şampiyonlar Ligi, ve özellikle Manchester United karşısında kaydettiği hat-tick’i kapsamazken 2003 O Fenômeno için çok daha önemli bir sene oldu. Ronaldo, Barcelona ile İspanya’da başaramadığını Real Madrid ile başardı ve yine 23 gol kaydederek tamamladığı sezonda Galacticos’u La Liga şampiyonluğuna taşıdı.

.::SAMBACI RONALDO::.

Ronaldo uluslararası arenada ilk kez 1994’de Arjantin karşısında forma giyerek boy gösterdi. 2002 Dünya Kupası’nda gol kralı olan O Fenômeno, 8 golle Altın Ayakkabı’yı kazandı. Ronaldo Bu 8 golden 2’sini final maçında ev sahibi Almanya’nın ağlarına gönderdi. Ronaldo aynı zamanda bu performansla Brezilya efsanesi “Siyah İnci” Pele’nin Dünya Kupası finallerinde kaydettiği 12 gollük performansı yakaladı. 12 gole ulaşan Ronaldo ayrıca, Dünya Kupası’nda 4 gol daha kaydedince Dünya Kupası finalleri tarihinin en golcü futbolcusu olma başarına erişecek. Ronaldo’nun daha önce kaydettiği 4 finaller golü ise 1998 Dünya Kupası’nda gelmişti.

Ekim 2005 itibariyle 90 kez milli olan Ronaldo’nun Sambacılar hesabında 57 golü bulunuyor.

2 Haziran 2004 tarihi ise O Fenômeno için ayrı bir önem taşıyor. CONMEBOL 2006 Dünya Kupası finallerine kalabilme elemelerinde ezeli rakip Arjantin ile karşılaşan Brezilya’da Ronaldo kaydettiği 3 golle yaptığı hat-trick ile uzun süre konuşuldu. Ancak bu hat-trick pek alışık olunmayan bir hat-trick oldu çünkü Ronaldo 3 golü de penaltıdan kaydetti.

.::RONALDO VE KADINLAR::.

Ronaldo Nisan 1999’da futbolcu ve model olan Milene Domingues ile evlendi. Dünya’nın gözü önünde mutlu bir aile tablosu çizen çiftin evliliği 4 yıl sonra boşanmaları ile son buldu. Ronlado ve Domingues’in 2000 senesinde doğan Ronald adını taktıkları bir çocukları bulunuyor.







2005 senesinde ise Brezilyalı model ve MTV müzik televizyon kanalı sunucusu Daniella Cicarelli ile nişanlandı. Cicarelli ile Ronaldo kısa süre sonra çocuk beklemeye başladı ancak Cicarelli’nin düşük yapmasını ardından 3 ay süren ilişki sona erdi.




Ronaldo en son olarak yine model olan Raica Oliveira ile birlikte olmaya başladı.

2002 Dünya Kupası, muhteşem Brezilya takımının asistleriyle süslediği Ronaldo için ayrı bir önem taşıdı her zaman. Dünya Kupası ve Brezilya Milli Takımı kulüp seviyesinde yaşayamadığı başarıları tatmasına sebep oldu. Hollanda, İspanya ve İtalya kariyeri yeteneklerini altında kaldı. Bireysel alanda yakaladığı başarılar kulüp seviyesinde kariyerine yaklaşamadı. 1998 ve 2002 Scudetto yarışını Juventus’a kaybetti. Bu dönemde doğal olarak kupaya uzanan Juventus efsanesi Alessandro Del Piero’nun gölgesinde kalmaktan kurtulamadı.

Futbolu bilenler; bir dönem sağ dizinin kurbanı olan Ronaldo’nun sakatlıklar boğuşmadığı bir kariyeri olsaydı adının bugün Mars da dahi bileneceğine inanır.



.::RONALDO VE HIZ DÜNYASI::.

Formula 1’in can düşmanı A1 Grand Prix’i Ronaldo’nun da bir parçası olduğu dev bir motor sporları organizasyonu. A1 Brezilya Takımı’nın Brezilyalı efsane pilot Emerson Fittipaldi ile birlikte ortaklaşa sahibi olan Ronaldo yeni yeni tanınmaya başlayan ve Formula 1’in tahtını sallamaya çalışan A1 GP’de pilot olarak Nelson Piquet, Jr., Tony Kanaan ve João Paulo’yu kullanıyor.





.::RONALDO’NUN ZAMAN TABLOSU::.


1976
Eylül: Ayın 22’sinde Rio de Janeiro, Bento Ribeiro’da doğdu.

1993
Mayıs: Cruzeiro’da harikalar yarattı; 60 maçta 58 gol kaydetti. Mayıs ayında Cruzeiro ile ilk remi kupası olan Brezilya Kupası’nı kaldırdı.

1994
Mart: Arjantin karşısında ilk kez milli formayı taşıdı.
Haziran: Bütün maçlara yedek soyundu ama Dünya Kupası’nı kaldıran milli takımın bir parçası oldu.
Temmuz: 6 milyon euro karşılığında PSV’ye transfer oldu.

1996
Mayıs: PSV ile Hollanda Kupası’nı kazandı.
Haziran: İspanyol devi Barcelona’ya transfer oldu.
Aralık: FIFA Dünya’da Yılın Futbolcusu ödülünü ilk kez kazandı. 1997
Mayıs: Kupa Galipleri Kupası finalinde maçın skorunu tayin eden penaltıyı kaydetti ve Katalan devine kupayı kazandırdı. La Liga’da gol kralı oldu ama şampiyonluğa ulaşamadı.
Haziran: Brezilya ile Copa America’yı kazandı ve 5 golle en golcü 2. isim oldu.
Temmuz: 30.5 milyoın euro ile rekor kırarak Inter’e transfer oldu.
Aralık: FIFA Dünya’da Yılın Futbolcusu unvanını koruyan tarihteki ilk isim oldu. Avrupa’da Yılın Futbolcusu ödülüne layık görülen ilk Güney Amerikalı oldu.

1998


Mayıs: Inter’in UEFA Kupası’nda Lazio’yu 3-0 yenerek kupaya uzandığı finalde 1 gol kaydetti.
Temmuz: Brezilya’nın Dünya Kupası finallerin kalmasına yardımcı oldu ama finalde sergilenen kötü futbol ile Dünya’nın en büyüğü bu sefer Fransa oldu.

1999
Nisan: Milene Domingues ile evlendi ama bu evlilik 4 yıl sürdü.
Temmuz: Gol kralı olduğu turnuvada 2. Copa America’sını kazandı.
Ekim: Lecce’yi 6-0 yendikleri maçta takımının 5. golünü kaydetti ama 6 ay sahalardan uzak kalmasına sebep olan diz sakatlığına yakalandı.

2000


Nisan: İtalya Kupası finaliyle sahalara geri döndü. 2. devrede oyuna girdi ama 6 dakika oynadıktan sonra aynı dizinden bir kez daha sakatlanarak 2000 – 2001 sezonunun tamamını kaçırdı.

2001 Eylül: UEFA Kupası ilk tur maçında Romanya ekibi Brasov karşısında resmen sahalara geri döndü.
Kasım: Yaklaşık 2 yıl aradan sonra ilk kez Serie A’da sahaya çıktı ama San Siro’da Lecce karşısında 14 dakika sahada kalabildi; yine sakatlandı.

2002
Haziran: Brezilya’nın 5. Dünya Kupası’nı kazanmasının ilham kaynağı oldu. 8 golle gol kralı oldu ve bu gollerden 2Sini finalde Almanya’ya kaydetti.
Temmuz: Real Madrid’e transfer oldu.
Aralık: Kıtalararası Kulüpler Şampiyonası’nda Yokohama’da oynanan maçta şampiyon olan Real Madrid’in ve “Turnuvanın En Değerli Oyuncusu” seçildi. Kariyerinde 3. kez FIFA Dünya’da Yılın Futbolcusu oldu. Ronaldo ayrıca kariyerinde 2. kez Avrupa’da Yılın Futbolcusu seçildi.

2003


Mayıs: Real Madrid’in La Liga’da şampiyon olduğu sezonu 30 lig maçında 21 golle tamamladı.

2004
Mayıs: Ronaldo gol kralı oldu ama Real Madrid şampiyonluk unvanını koruyamadı.

2005
Şubat: Daniella Cicarelli ile evlendi ama ilişkileri sadece 3 ay sürdü.
Kasım: İspanya vatandaşlığına alındı.


.::RONALDO HAKKINDA SÖYLENENLER::.


Pele: “Muhteşem. Ama önce Dünya Kupası’nı kaldırsın, sonra benimle kıyaslamaya başlarız.” Dünya Kupası’nı kazandıktan sonra: “Değişmediğini ve hala aynı hırs ve istekle oynadığını görmek çok güzel, ailesine önem veriyor ve akıllı biri. Ne kadar çok savunsanız da sizi geçecek bir yol bulabiliyor. Brezilya’da O’nun 1 numaralı hayranı benim ama yinede benimle, O’nu kıyaslamayın.”

Crujiff: “O’nu kimseyle kıyaslamayın. Tek ihtiyacı olan kendisi olması.”

Romario: “Fransa 98’de daha iyi tanıdım. O’nunla birlikte her şeyi kazanabilirsiniz.”

Capello: “Adı üzerinde O bir4 fenomen, büyük maçlarda büyük biri olmasını biliyor.”

Jairzinho: “Bir takım topu O’nun iki ayağının arasına atabilirse % 50 golü atmış sayılır.”

Giovanni: “Dünya’nın en iyi golcüsü buna şüphe yok. Her zaman gülmesini biliyor ve başına gelen terslikleri atlatmayı başarıyor.”

Bobby Robson: “Ronaldo gibi bir futbolcuyu bulamazsınız. Sansasyonel bir futbolcu ne zaman ne yapması gerektiğini de biliyor.”

Linekar: “Ronaldo’nun topla olan hızı hayatım boyunca denediğim ama yapamadığım bir şey oldu.”

Cesar Gomez: “O’nu marke etmek hayatta yaptığım en belalı iş oldu. Maç bittiğinde 500 dakika sahada kaldığımı zannettim.”

Zubizarreta: “Bu adam her pozisyonu gol pozisyonuna dönüştürebiliyor.”

Raul: “Ronaldo’dan öğrenmeye çalışıyorum. Patlayıcı bir güç ve bir anda peşindekilerden kurtulabiliyor. Çok basit O’nun seviyesinden çok uzağım.”

Shearer: “Ronaldo etrafta görebileceğiniz en iyi futbolcu. Daha neler başarabileceğini sadece Tanrı bilir.”

Yorum (3) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

12/2/2006 - Cinsel ilişki skandalı!

Kategori: GENEL HABERLER

Cinsel ilişki skandalı!

İngiltere'de yaptığı skandal yayınlarla adını duyuran News of The World gazetesinin son haberi İngiltere futbol gündemini sarstı. News of The World gazetesi, bugün verdiği özel bir haberle, ele geçirdikleri bir cep telefonundan çekilmiş görüntü kaydında İngiltere Milli Takımı'nda forma giyen 2 yıldız oyuncunun eş cinsel ilişkiye girdiklerini iddia etti. Gazete, yasal nedenlerden dolayı futbolcuların isimlerini açıklayamayacaklarını ifade ederek, görüntüdeki kişileri 'futbolcu A' ve 'futbolcu B' şeklinde tanımladı. Haberde, görüntülerden yola çıkılarak futbolcuların yatak odasında yaşadıkları saniye saniye anlatılırken, ahlaksız görüntülerin ve futbolcuların ilişkilerinin detaylarına da yer veriliyor.

Gazete, görüntülerde yer alan futbolculardan birinin, milli takımda gole dönük orta saha oyuncusu olan milyon pauntluk bir isim olduğunu duyurdu. Kayıtları izleyen muhabirin görüşlerine de yer verilirken, muhabir şok görüntülerle ilgili, "Taraftarlar çok yakından tanıdıkları ünlü futbolcuların bu görüntülerini seyrettikten sonra adeta sersemleyecekler. Bu iki futbolcunun da aslında kız arkadaşları var ve onlar gece kulüplerinde kız arkadaşlarıyla birlikte görüntüleniyorlar. Ancak bu sahneler onları bile şok edecek" ifadelerini kullandı. Görüntüyü yollayan kişi ise, şok olayla ilgili, her şeyin normal bir konuşma gibi başladığını, ancak daha sonra futbolcuların aynı yatakta soyunmaya başladıklarını ve ardından ilişkiye girdiklerini söyledi.

Yaptığı sansasyonel haberlerle İngiltere gündeminde önemli olaylara imza atan News of The World gazetesi, son haberiyle de İngiltere ve dünya gündemini sarsacak gibi görünüyor. Gazete, geçtiğimiz haftalarda ise, sahte Arap şeyhi kılığına giren muhabirleri vasıtasıyla, İngiltere Milli Takımı Teknik Direktörü Sven-Goran Eriksson'a kamera şakası yapmış ancak, İsveçli teknik adamın kamera şakasını ciddiye alıp muhabirlerin transfer teklifini kabul etmesi bir anda dünya spor gündemine bomba gibi düşmüştü. Eriksson bu olaydan sonra, gazetecilere dava açmış, ancak kendisi de baskılara dayanamayarak, Dünya Kupası Finalleri'nin ardından milli takımı bırakacağını açıklamıştı.

12.02.2006

Kaynak : İHA

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

11/2/2006 - Maier: "Ceza normal karşılanmalı !"

Kategori: GENEL HABERLER

Maier: "Ceza normal karşılanmalı !"

İsviçre Futbol Federasyonu'nun, Alanya'da bir otelde düzenlediği hakem kampına katılan dünyaca ünlü eski hakem Urs Maier çarpıcı açıklamalar yaparken, Türkiye'ye verilen cezayı değerlendirdi..

 

Urs Maier, Türkiye için hep uğursuz hakem olduğunu, bundan da büyük üzüntü duyduğunu söyledi.

İsviçreli ünlü eski hakem Maier, İsviçre Futbol Federasyonu'nun, Antalya'nın Alanya İlçesi'ndeki bir otelde düzenlediği hakem kampına katıldı. Maier, kampta kendisini ziyaret eden A Klasmanı hakemlerinden Kuddusi Müftüoğlu ile bir süre görüştü.

Urs Maier, Türkiye'de ''Uğursuz hakem'' olarak tanındığı için üzüldüğünü söyledi. Türk takımlarına uğurlu gelmediğini belirten Maier, ''Türk takımlarının 13 maçını yönettim. 13 maçın 12'sinde Türk takımları mağlubiyeti yaşadı, sadece birinde berabere kaldı. Bu nedenle Türkiye için hep uğursuz hakem oldum. Buna karşılık İtalyan Pierre Lucci Collina ise Türkiye'de uğurlu hakem olarak adlandırıldı'' dedi.

-GALATASARAY MİLAN MAÇI
Maier, 2000 yılındaki 2-2 biten Galatasaray-Milan maçının, unutamadığı maçlar arasında yer aldığını belirterek, ''Milan-Galatasaray maçında Hagi de oynuyordu. Çok çekişmeli ve heyecanlı geçen maç 2-2 bitti. 2003'teki Türkiye-İngiltere milli maçını da ben yönetmiştim. Türkiye bu maçta İngiltere'ye 2-0 yenilmişti'' diye konuştu.

Kendisinin yönettiği maçlarda Türk takımlarının çok güçlü takımlarla oynadığını, bu nedenle yenildiğini vurgulayan Maier, Türk seyircisinden övgüyle bahsetti. 13 maçın 6'sını Türkiye'de yönettiğini ve Türk takımlarının bu maçların tamamını kaybettiğini anlatan Maier, ''Buna rağmen Türk seyircisi benimle ilgili tek kelime kötü tezahurat yapmadı. Maçlar öncesinde de hep beni onore edecek şeyler söylediler'' dedi.

-TÜRK MİLLİ TAKIMI'NA VERİLEN CEZA
FIFA'nın, Türk Milli Takımı'na, 2008 Avrupa Şampiyonası grup maçlarında verdiği 6 maç seyircisiz oynama cezasının normal karşılanması gerektiğini de söyleyen Maier, ''Kabul edilsin, ya da edilmesin. Sonuçta bir olay yaşandı ve burada karşılıklı cezalar verildi. Türkiye'nin 2008 Avrupa Şampiyonası grup maçlarında 6 maç seyircisiz oynama cezası alması normal bir sonuçtur. 6 Maç ceza verilmesi biraz da grupta 7 takım bulunmasındandır. Her takımın eşit şansa sahip olabilmesi için özellikle 6 maç ceza verildiğini düşünüyorum. Eğer grupta 4 takım olsaydı, Türkiye bence 3 maç ceza alırdı. Verilen bu cezanın altında kimse birşey aramamalı. Çünkü sporun aleyhine olan herşey cezalandırılmalıdır. O zaman önümüzdeki yıllarda daha güzel şeyler olabilir. Kimse verilen cezanın altında kasıtlı birşey aramasın. Öyle olsaydı biz buraya gelmezdik. İsviçreli hakemlerin, bugünkü atmosferde Türkiye'de kamp yapması gösteriyor ki, ülkemle Türkiye arasında hiçbir sorun yoktur. İsviçre'de yaşayan Türkler de, bunun böyle olduğunu iyi biliyorlar.'' diye konuştu.

-''FEDERASYON GENÇ HAKEMLERE SAHİP ÇIKMALI''
Türkiye'deki hakemlik müessesini de değerlendiren Urs Maier, şu ana kadar Türk hakemlerden sadece Ahmat Çakar ve Kuddusi Müftüoğlu ile tanışma imkanı bulduğunu belirterek, Müftüoğlu'nun 3 yıl FIFA hakemliği yaptıktan sonra FIFA listesinden çıkarılmasına çok şaşırdığını söyledi. Federasyonun genç hakemlere sahip çıkması gerektiğini anlatan Maier, ''35 yaşında genç bir hakemin 3 yıl FIFA hakemliği yaptıktan sonra listeden çıkarılmasına şaşırdım. Genç hakemlere sahip çıkılmalı'' diye konuştu.

Türkiye'de hakemliğin gelişmesi için eğitime önem verilmesi ve gençlerin teşvik edilmesi gerektiğini de anlatan Maier, İsviçre Futbol Federasyonu'nun, ülkedeki genç hakemleri bir hafta süreyle Alanya'ya göndererek kamp yapma imkanı verdiğini dile getirdi.

Maier'in, futbol hakemi olan kız arkadaşı Nicole Petignat da Alanya'daki hakemlerin kampında yer aldı. UEFA'da, erkeklerin maçını yöneten ilk bayan hakem olarak tarihe geçen Petignat'la birlikte poz veren Maier, genç hakemlere destek vermeye devam edeceğini sözlerine ekledi.

İsviçreli hakemlerin, Alanya kampı bugün sona eriyor.                                   11 subat 2006  ajansspor

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

6/2/2006 - Okan Koç iyi niyetli değilmiş

Kategori: GENEL HABERLER

Okan Koç iyi niyetli değilmişOkan Koç iyi niyetli değilmiş

Futbol Federasyonu'nun, Okan Koç'un "iyi niyetli" davranmadığı gerekçesiyle Galatasaray'a transferine izin vermediği öne sürüldü.

Beşiktaş ile olan sözleşmesini 20 Aralık 2005 tarihinde tek taraflı olarak fesheden Okan Koç'un, Futbol Federasyonu'na yaptığı yazılı başvuruda, Beşiktaş Kulübü'nün kendisine olan maddi yükümlülüklerini yerine getirmediğini bildirdiği ifade edildi.

Federasyon yetkilileri, Beşiktaş Kulübü'nün Okan Koç'a olan tüm maddi sorumluluklarından doğan borçlarını, 19 Ocak 2005 tarihinde banka kanalıyla hesabına gönderdiğinin belirlendiğini ve bu nedenle sözleşmenin tek taraflı feshinin uygun görülmediğini dile getirdiler.

Yetkililer, esas olanın, sözleşmelerin sürdürülmesi olduğunu ve bu nedenle de Okan Koç'un talebinin yersiz bulunduğunu kaydettiler.

06.02.2006

Kaynak : AA

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

6/2/2006 - Kayıp bulundu: Sol Campbell

Kategori: GENEL HABERLER

Kayıp bulundu: Sol CampbellKayıp bulundu: Sol Campbell

İngiltere’de bir süredir kendisinden haber alınamayan Arsenal’in milli futbolcusu Sol Campbell ortaya çıktı. BBC’nin verdiği haberde, yaklaşık 4 gündür bulunamayan, hakkındaki ‘kayıp’ haberleri üzerine avukatı aracılığıyla “İyiyim” açıklaması yapan İngiliz futbolcunun, Arsenal’in bugünkü antrenmanına katıldığı bildirildi. 31 yaşındaki milli futbolcu, Arsenal’in geçen Çarşamba günü West Ham United’a 3-2 yenildiği maçın devre arasında stadı terketmiş ve kendisinden haber alınamamıştı.

06.02.2006

Kaynak : NTV

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

3/2/2006 - Bilardoda dünya rekoru

Kategori: GENEL HABERLER

Bilardoda dünya rekoruBilardoda dünya rekoruMilli sporcu Tayfun Taşdemir, Antalya'nın Kemer İlçesi'nde devam eden Kulüplerarası Türkiye Bilardo Ligi'nde, 30 sayı üzerinden oynanan müsabakalarda en iyi maç olarak dünya rekoru kırdı.

4 elde çekilen 30 sayı ve 7 bin 500 ortalama ile yeni rekorun sahibi olan Tayfun Taşdemir, mutlu olduğunu ve başarılarının devam edeceğini söyledi. Şimdiye kadar bu daldaki rekor 5 elde çekilen 30 sayı ve 6 bin ortalama ile 5 yıldır İtalyan Marco Zanetti'ye aitti. Taşdemir, devam etmekte olan müsabakalarda Adnan Yüksel'e ait olan en yüksek seri rekorunu da egale etti.
Bilardo Federasyonu Başkanı Uğur Kurugüllü, sporcusu ile gurur duyduğunu belirterek, Avrupa'da en iyi takımın Türkiye olduğunu ve Avrupa ile Dünya Şampiyonası'nda hedeflerinin her zaman olduğu gibi şampiyonluk olduğunu söyledi.

03.02.2006

Kaynak : İHA

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

3/2/2006 - MARIA SHARAPOVA

Kategori: GENEL HABERLER

Yeteneğini güzelliğinin önünde tutmayı başaran 2004 Wimbledon şampiyonu Maria Sharapova 4 yaşından beri raket sallıyor.. Babası sayesinde kortlara adım atan Sharapova'nın tesadüflerle başlayan ve büyük bir başarı hikayesine dönüşen hayat hikayesi..

 

KISACA MARIA SHARAPOVA

Dünya’nın en çok kazanan ve dergi kapağı süsleyen kadın sporcusu.. Kortlarda sergilediği performansla olduğu kadar attığı çığlıklarla da gündemde yer alıyor.. WTA’de 1 numaraya kadar yükselmeyi başardı.. Tenis dışında ilgi duyduğu alanlardan biri olan “moda” onun vazgeçilmezleri arasında.. Navratilova hayatını değiştiren isim oldu.. Bir yılda tam 18 milyon dolar kazandı.. Nike’ın ana sponsorluğunda en çok ilerleme kaydeden sporcular arasında yer aldı.. Son yılarda adı paraya en kolay çevrilen atlet oldu..


Maria Sharapova ya da Rusçasıyla Мари́я Ю́рьевна Шара́пова, 19 Nisan 1987’de Yuri Sharapov ve Yelena Sharapova’nın çocukları olarak Dünya’ya geldi.. Sharapova’nın ailesi aslen Homiel, Belarus’dan ancak 1986’da yaşanan Chernobyl nükleer faciasının ardından Rusya’ya yerleşmek zorunda kaldılar.. Sharapova ise ailesi taşındıktan bir yıl sonra Nyagan, Rusya’da Dünya’ya geldi..

DÖNÜM NOKTASI

Sharapova 3 yaşındayken ailesiyle birlikte bir sahil kasabası olan Sochi’ye yerleşti.. Bir yıl sonra ise tenis eğitmeni olan babasına Rus tenisinin önde gelen isimlerinden Yevgeny Kafelnikov tarafından hediye edilen bir raketle ilk kez tenis topuna vurdu.. 6 yaşında babası tarafından götürüldüğü Moskova’daki bir tenis kliniğinde efsane isimlerden Martina Navratilova ile gösteri maçında oynama şansı yakaladı ve hayatı bir anda değişti..

Navratilova’nın ailesine küçük Sharapova’yı mutlaka eğitmeleri yönünde bulunduğu tavsiye ve babası Yuri’nin bu tavsiyeyi ciddiye alması kısa süre sonra Amerika’ya kalkan bir uçağa binmesine sebep oldu..

Yuri küçük Sharapova’yı alarak Bradenton, Florida’ya gitti ve zor şartlar altında olmasına rağmen bulduğu bütün parayla kızını Nick Bollettieri Tenis Akademisi’ne kayıt ettirdi..

Sharapova, Florida’da uzun süre finansal problemler ve vize alamadığı için Florida’ya gelemeyen annesi Yelena’dan ayrı yaşamak zorunda kaldı.. Maria her ne kadar çocuk yaşta annesinden ayrı kalmış ve Rusya özlemiyle dolu olmasına rağmen babasının sonsuz desteği ile yeteneklerini yavaş yavaş göstermeye başladı.. Akademinin parasını yetiştirmekte zorlanan Yuri’nin yardımına Sharapova’nın yeteneği ve bir spor firması olan IMG yetişti..

Küçük yaşta nasıl bir yetenek olduğunu kanıtlayan Sharapova’ya IMG firması sponsor oldu ve bütün okul ve turnuva masraflarını üstlendi.. Kendisinden büyük 2 kız ile birlikte yurtta yaşamak zorunda kalan Maria İngilizcisini kısa sürede geliştirdi ve çevresiyle daha rahat anlaşmaya başladı.. 2 yıl sonra Maria’nın annesi de vizesini alarak Florida’ya geldi ve aile yeniden birleşti.. Akademide eğitim gören Maria annesinin de verdiği eğitimle birlikte normal bir okula gitmedi..




SHARAPOVA’NIN KARİYERİ

1.88’lik sarışın 2001 yılının sonunda profesyonel oldu.. Sağ elini kullanan Sharapova 2002’den itibaren çoğunlukla ITF/Challenger turnuvalarında boy gösterdi ve seneyi 28 galibiyet 5 mağlubiyetle tamamladı.. 2002’de sergilediği performansın ardından WTA sıralamasında 186. sırada yer aldı.. 2003 Maria’nın büyük çıkışını yaptığı yıl oldu.. Sezon boyunca 38 galibiyet elde eden genç Rus bir anda 32. sıraya kadar tırmandı.. Sezon sonunda Japonya ve Kanada’da katıldığı WTA turnuvalarından kupayla dönmesi ise kariyerinin ilk önemli başarıları oldu.. Tenis camiasında kısa sürede isim yapmaya başlayan Maria hızlı adımlarla yürüyen bir yıldız adayı olduğunu gösterdi..

İLK BÜYÜK BAŞARI

2004’te bir çok insanı şaşkına çeviren başarı gelmeden önce çim kortta yaptığı 22 maçı peş peşe kazanan Sharapova sezon boyunca kupa ve ödül kazanmaya devam etti..

2004’te Maria ilk grand slam turnuvasını kazandı.. Wimbledon’u kazanarak çok önemli bir başarıya imza atan Maria Sharapova bir anda bütün Dünya’nın dikkatlerini üzerine çekmekle kalmadı aynı zamanda herkesin görmek ve tanımak istediği bir yıldız oldu..



Wimbledon’un yanı sıra 3 önemli WTA turnuvasında daha kupa kaldıran Sharapova sezonun kapanışında da WTA Tour kupasına uzandı.. Sharapova böylece WTA Tour kupasına uzanan ilk bayan Rus raket olmayı başardı.. Sharapova aynı zamanda ilk katıldığı sene bu kupayı kaldıran 2. isim oldu.. Wimbledon kupasına uzandığında 17 yaşından sadece 2 ay olmış olan Sharapova, Hingis’in ardından bu başarıya ulaşan en genç raket ve tüm zamanlarda da bir grand slam kazanan en genç 3. raket oldu.. Muhteşem bir sezonu geride bırakan Maria Sharapova WTA sıralamasında 4. sıraya kadar tırmandı ve 2.506.263 dolar turnuva geliri ile yılın en çok kazanan bayan raketi oldu.. Nike sponsorluğundaki Rus raket sezon boyunca kazandığı toplam 18.000.000 dolar ile ilerleyen aylarda Forbes’a kapak oldu..


22 Ağustos’ta WTA’de zireveye çıkmayı başardı..

YARDIMSEVER SHARAPOVA

Maria 2004 Aralık’ta Haynes, Kirilenko, Vaidisova, Stubbs ve Florida eyaleti valisi Jeb Bush ile Tampa’da gösteri maçları yaptı ve elde edilen gelir Florida Kasırga Fonu’na bağışlandı.. Tayland’da yaşanan tsunami felaketinin ardından da Tayland başbakanı ile bir araya geldi ve 10.000 dolarlık bir bağış yaptı..



Sharapova 2005 Avustralya Açık’ta 2004 WTA Tour’da kazandığı Porsche Cayenne’in değeri kadar para bağışını 2004’te Beslan Rusya’da bir okulda yaşanan rehine felaketi için bağışladı..

Sony Ericsson WTA Tour’da Yılın Oyuncusu ödülüne uzandı ve Yılın En Çok Gelişme Gösteren raketi olarak onurlandırıldı..

KORTALARIN DIŞINDAKİ SHARAPOVA

Prince’in “Shark” raketini kullanan Maria Sharapova elde ettiği popülarite sayesinde bir anda firmanın daha önce hiç satmadığı kadar çok satış yapmasını ve raket satışlarını zar zor yetiştimesine sebep oldu..

Rus raket modaya olan tutkusu, dans sevgisi ve sinemaya yakınlığı ile de tanınıyor.. Özellikle macera ağırlıklı kitaplar okuyor ve iki haftada bir roman bitirmeye çalışıyor.. Henüz 18 yaşındayken çok başarılı bir raket olduğunu kanıtlamayı başaran Sharapova aynı başarıyı modellikte de gösterdi.. New York, Paris ve Sao Paulo’da büroları olan ve Gisele Bundchen, Tyra Banks, Heidi Klum, Kate Moss ve Laetitia Casta gibi mankenleri bünyesinde bulunduran IMG ajansının bir modeli olan Sharapova uzun süre Kournikova ile kıyaslandı ancak iki rakette bu kıyaslamadan memnun olmadıklarını sıklıkla dile getirdi..

2002’de “Teen People”ın listesinde “Dünya’yı Değiştirecek 20 Genç” arasında gösterildi.. Aynı sene sayısız dergi Maria Sharapova’yı “21. yüzyılda izlenmesi gereken en önemli atletlerden biri” olarak gösterdi..

2003’te “W” dergisinin kapağını süsleyen Sharapova aynı sene “USA Today” gazetesi tarafından tanıtıldı ve “YM”, “On the Move” dergileri ve “People Magazine” “coolest girls, havalı kızlar” arasına Sharapova’yı yerleştirdi..

2004’te gelen Wimbledon zaferinin ardından “NBC's Today Show”, “Regis and Kelly”, “the Mike and Mike Show”, “Entertainment Tonight”, “Inside Edition”, “ESPN's SportsCenter”, “Fox”, “Friends”, “ESPN's Cold Pizza”, “CBS Early Show”, “MTV's TRL” (Total Request Live) de boy gösterdi ve TRL’de masa tenisi oynadı !..

Ardından en önemli başarılardan biri gerçekleşti ve 2 yılı aşkın bir süredir kapağına bir tenis oyuncusu koymayan “Sports Illustrated” dergisinin kapağını süsledi..

2004 Ağustos’da İtalya “Vogue”un kapağında ilk kez boy gösterdi..

2005’de Amerika piyasasında yapılan araştırmada en iyi şekilde lanse edilen spor kadını olarak ün yaptı.. 2005 Haziran’da “ESPN” dergisinin kapağını süsleyen Sharapova Temmuz’da da “Forbes”un kapağında 18 milyon dolarlık yıllık geliri ile “Dünya’nın En Zengin Kadın Atleti” olarak yer aldı.. “People” dergisi tarafından “En Güzel 50 Kişi” arasında gösterilen Sharapova, Laureus tarafından “Yılın Sporkadını” olarak seçildi..

KISA KISA SHARAPOVA

- Babası Yuri Sharapov ve Robert Lansdorp tarafından çalıştırılıyor..
- Dünya sıralamasında “1” numara olan ilk Rus ve toplamda 15. kadın raket oldu..
- 2005 Haziran’da ESPN, Temmuz’da da Forbes dergilerinin kapağında “Dünya’nın en Zengin Kadın Atleti“ olarak yer aldı..
- 2005’de People dergisi tarafından “En güzel 50 kişi” arasında gösterildi..
- WTA 2004’ün “En İyi Oyuncusu” ödülünü kazandı..
- 2004 WTA sezon sonu şampiyonasında 1 milyon dolar para ödülünün yanı sıra bir de Porsche Cayenne S kazandı..
- 2004’de Wimbledon’u kazandı..
- 2004 Ağustos ve Ekim’de İtalya Vogue’un kapağını süsledi..
- Sharapova liseyi internet üzerinden katıldığı Keystone High School’da tamamlıyor..
- 2004 Ekim ayında Dünya’nın en popüler arama motorlarından Kazaa’da Britney Spears, Paris Hilton, Pamela Anderson, New York Yankees, New England Patriots, Christina Aguilera, Tiger Woods, Alicia Keys ve Usher’den daha çok Sharapova hakkında arama yapıldı..

                                                                                22 Aralık 2005, (Ajansspor Dış Haberler Servisi)

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

29/1/2006 - Golün Adı: Thierry Daniel Henry

Kategori: GENEL HABERLER

Fransa'nın yetiştirdiği en iyi golcülerden biri olan Henry, kısa süren Serie A macerasının ardından yeniden bir araya geldiği mentoru Wenger yönetiminde rekorlar kırdı harikalar yarattı.. 0-100'ü 5 saniye olan Henry'nin muhteşem kariyerini sizler için derledik..

29 Aralık 2005,   12:57 Thierry Daniel Henry
Fransa Milli Takımı ve Arsenal'in gururu.. Dünya yıldızları onun kadar başarılı ve istikrarklı olmanın hayallerini kuruyor.. Kaydettiği goller kadar hazırlayıcısı olduğu gollerle de her zaman gündemde.. Günümüzün alışılmış forvet anlayışından çok modern futbolun güzelliklerini gözler önüne seren bir futbol anlayışı var.. Teklemeyen bir futbol makinası gibi.. Havada ve yerde rakip tanımıyor.. Golü her an koklayan Henry ya da İngiltere'de çağırıldığı takma adıyla "Titi" gerektiğinde şov yapmasını ve bilet parasının boşa gitmemesini de sağlıyor.. "Yangında ilk kurtarılacaklar" misali Arsenal'in nerdeyse herşeyi olan Henry'nin istikrarlı futbolu yaşadığı hayatın bir aynası..


.::KISACA HENRY::.

Thierry Henry 17 Ağustos 1977'de Les Ulis, Fransa'da doğdu.. Henry forvet olarak Premier League takımı Arsenal'de kulüp tarihinin ve milli takımın en golcü futbolcusu olarak ter döküyor..

Günümüz futbolunun en dinamik futbolcularından biri olarak görülen Henry modern futbolun ihtiyaçlarını karşılayan bir gol makinası.. Bir forvet olmasına rağmen zaman zaman oyun kurucu özelliğini de gözler önüne seren Henry, bir çok forvetin aksine bencil bir oyun anlayışına sahip değil.. Geleneksel forvetlerin dışında bir görüntüsü olan Henry hava topları da dahil olmak üzere her alanda mücadele ediyor.. Orta sahadan top almayı seven, defansına yardıma giden, ince bilek haraketleriyle çalım atan, serbest vuruşlarda topun başına geçen, kornerlerde kafa golü kovalan Henry, yaratıcılık, hız ve kombinasyonun bir bünyede buluştuğu bir forvet.. Yorulmak nedir bilmeyen Henry, Dünya'nın en zorlu liglerinden biri olan Premier League'de Dünya'nın en iyi golcülerinden biri olmayı başarmış bir yıldız olarak dikket çekiyor..

.::HENRY'NİN HAYATI::.

Henry, profesyonel futbol kariyerine Fransa'nın ünlü Monaco kulübünde başlamadan önce Fransa Futbol Federasyonu'nun futbol akademisi olan Clairefontaine'e gitti.. Şu anda da teknik direktörü olan zamanın Monaco teknik direktörü olan Arsene Wenger tarafından henüz 17 yaşındayken Monaco forması kendisine teslim edildi.. Ancak o dönemde Monaco forvetinden Brezilyalı yıldız Sonney Anderson bulunduğu için Henry, Wenger tarafından kanada yerleştirildi..

Monaco'da ön plana çıkan ve 1997 Ekim'de milli takım formasını giymeye hak kazanan Henry ilk kez Güney Afrika karşısında sahaya çıktı.. 1998 Dünya Kupası'nda fırtına gibi esen Les Bleus'un başarılı isimleri arasında yer alan Henry kaydettiği 3 golle parladı.. 2000 Avrupa Şampiyonası'nı da kazanan ve büyük bir başarıya imza atan Les Bleus'un kadrosunda yine 3 gol kaydeden Henry milli takımın değişmezi ve Avrupa futboluna da kısa sürede damgasını vuracak bir isim olduğunu gösterdi.. 2003 Konfederasyon Kupası'na ev sahipliği yapan Fransa'nın değimez ismi olan Henry kupayı kaldıran milli takımın da sergilediği başarılı performansla "Turnuvanın Futbolcusu" onuruna layık görüldü..

1998 Dünya Kupası'nda kendisinden beklenenin çok üzerinde bir performans sergileyen Henry, İtalyan devi Juventus tarafından Monaco'dan transfer edildi.. 1999 Ocak'ta 14 milyon pound karşılığında Torino devine transfer olan Henry yeniden kanat futbolcusu olarak oynamaya başladı ve yeni tanıştığı katı İtalyan defans anlayışı karşısında zorluk çekti.. Bianconeri'de 12 maça çıkan yıldız futbolcu sadece 3 gol kaydedebildi ve Serie A'da beklediği zevki alamadı..

İtalya'da bekleneni veremeyen Henry, 1999 Ağustos'da 10.5 milyon pound karşılığında mentoru olan Wenger'in yönetimine geçmiş olan Arsenal'e transfer oldu.. Monaco'da kanat oynattığı ve zamanla forvete kaydırdığı genç yıldızından istediği verimi alan Wenger, milli takımda da gol yollarında en öldürücü isim olan Henry'i yeniden forvet hattına oturttu.. İlk maçla başlayan Henry fırtınası günümüze kadar neredeyse kusursuz bir şekilde gelmeyi başardı.. Arsenal'de geçirdiği 7 sezonda Gunners tarihinin en golcü ismi olmayı başardı.. 2005 yazında takım arkadaşı Patrick Vieira'nın Juventus'a transfer olmasıyla birlikte Arsenal'in kaptanı yapılarak onurlandırıldı..




Bir çok otoritenin Arsenal tarihinin ve Avrupa'nın "gelmiş geçmiş en iyi golcüsü" olarak gördüğü Henry 18 Ekim 2005'te Sparta Parg'a kaydettiği 2 golle birlikte Arsenal efsanesi Ian Wright'ın 185 golllük rekorunu tarihe gömerek Gunners tarihinin en başarılı ismi oldu.. Henry, Arsenal formasıyla 190'dan fazla gole imza atarak tarihe geçerken, makalenin başında da belirttiğimiz gibi, bencil olmayan futbol anlayışı ile her zaman takım arkadaşlarını da golle buluşturdu.. Bir çok sezon takımın en çok asist veren oyuncusu olan Henry özellikle 2002 - 2003 sezonunda verdiği 20 asistle göz doldurdu..

Kuzey Londra'da yaşadığı en büyük hayal kırklığı ise 2001 Aralık'ta futbol sahasında ter dökerken Hampstead'daki 2.5 milyon poundluk evinin soyularak 40.000 poundluk eşyasının çalınması oldu..

Bir çok şilt ve ödül almış olan ve takımını rekorlar kırarak şampiyonluğa taşıyan Henry 2003 ve 2004'te FIFA Yılın Futbolcusu ödül töreninde finalist oldu.. Arsenal'i Premier League tabelasında sırtlayan Henry, Futbol Yazarları Birliği Yılın Futbolcusu ödülünü ve PFA Yılın Futbolcusu ödülüne ikişer kez kazandı.. 2004-2005 Arsenal'in Premier League'de şampiyon olamamasına karşın Thierry Henry Avrupa'da Altın Krampon ödülüne peş peşe 2. kez ulaştı.. FIFA Dünya'da Yılın Futbolcusu ödülüne ulaşan Ronaldinho ise ödül töreninde yaptığı konuşmada Henry'i göstererek, Fransız yıldızın bu ödülü hak ettiğini ve onu geride bırakmanın büyük başarılı olduğunu söyleyerek Fransız yıldızı onurlandırdı..

Nike, Pro Evolution Soccer, Renault ve Pepsi gibi dev firmaların televizyon reklamlarında boy gösteren Henry bir zamanlar sevgilisi olan İngiliz süpermodel Nicole Merry ile 2003 Temmuz'da evlendi.. 27 Mayıs 2005'te ilk çocukları Tea Henry'nin doğumunu kutlayan çift Hampstead Kuzey Londra'da yaşıyor..

Her yıldızda olduğu gibi zaman zaman transfer gündemine adı yerleşen Henry, Arsenal ile sezon sonunda masaya oturacağını söylemesine ve Ronaldinho'nun Barcelona davetlerine rağmen açıklamalarının satır aralarında Arsenal'den kopmayı düşünmediğini belirtiyor..

"Yılın Fransız Futbolcusu" ödülüne 2005'te peş peşe 3. kez ulaşan Thierry Henry, 2000'de de kazandığı bu onurla birlikte toplamda 4. kez en tepede yer alan Fransız futbolcu olmayı başardı..

2005'de Dünya'nın en prestijli dergilerinden Time'a konu olan Thierry Henry İngiltere'de yaşamaktan ve Arsenal formasını taşımaktan dolayı son derece mutlu ancak Henry'nin en büyük sıkıntılarından biri Avrupa'nın bir çok ülkesinde olduğu gibi Premier League'de de varolan ve sonu getirilemeyen ırkçı tezahüratlar..

.::HENRY HAKKINDA SÖYLENENLER YILDIZIN AYNASI::.

"O ayaklarıyla mucizeler yaratan bir büyücü.. Gol kabiliyeti ile kutsanmış bir yıldız.. Hız ve kombinasyonun birleştiği ve hiç bir defans oyuncusunun gününde olduğunda durduramayacağı bir forvet.. Dünya'da onun kadar hızlı koşuya başlayan biri daha yok herhalde".. Lilian Thuram

"Newcastle Akademisi'nde çocuklara Henry'i izlemeleri söylüyorum.. Hiç bencil değil, çok hızlı ve akıllı, muhteşem bir kalite.. Her zaman rahat ve komforlu bir yapısı var.. İnsanlar arabalarının 0'dan 100 saatte kilometreye kaç saniyede çıktığını konuşur, Henry de bu arabalara bir örnek.. O sadece bir anda patlıyor.. Saatlerce oturup Henry'i izliyorum ve sıkılmıyorum".. Peter Beardsley

                                             29 Aralık 2005,   12:57 (Ajansspor Dış Haberler Servisi)

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

28/1/2006 - Futbolun kirli yüzü: Irkçılık

Kategori: GENEL HABERLER

 

Günümüz futbolunun baş belalarından biri kuşkusuz Irkçılık... Irkçılığın tarihçesini detaylı bir şekilde anlatarak sizleri sıkacak değilim. Amacım Dünya Futbolu’nda şu ana kadar görülmüş mide bulandırıcı, iç karartıcı ırkçılık örneklerini gözler önüne sermek... Dünya değişiyor, küreselleşiyor, modernleşiyor ama bu ne yazık ki bu durum bazı kafalara yansımıyor. Hala beyaz-siyah ayırımı yapılıyor, hala insanların ten engine bakarak aşağılanma yoluna gidiliyor...

Ama şunu da belirtmek gerekir ki Türkiye’yi uygar bir devlet olarak görmeyen Batı ülkeleri ırkçılık ile başı en dertte olan ülkeler...İtalya, İngiltere, İspanya... Daha da saymama gerek yok sanırım...

İşte acı örnekler:

‘Çık o pis zenciyi sahadan sil’

1.İspanya milli takım teknik direktörü Aragones – Henry arasındaki tartışma futbol dünyasına büyük damga vurdu. Aragones’in Jose Antonio Reyes’e Henry'i kastederek, ''çık o pis zenciyi sahadan sil'' demesi ve bunun basına yansıması tepki çekti. İnsanlardaki kötü imajını silmek için basına demeç veren teknik adam ''Ben onu oyuncum motive olsun diye söyledim'' dedi. Bu demeç insanların gözünde değersizdi. Henry’nin ırkçı hareketlere maruz kalması sadece bununla ibaret değil. İngiltere haricinde hemen her ülkede ırkçı tezahüratlarla karşılanıyor Fransız futbolcu. PSV maçında yine bu tarz ırkçı hareketlerle karşı karşıya gelen Henry maçtan sonra yaptığı açıklamada ‘Bir gün bu sahayı terk edeceğim. O zaman yetkililer bunun önemini daha iyi anlayacaklar”açıklamasını yapmıştı.



‘Düne kadar ağaçta oynayanlar şimdi yere inip insanlara tükürüyor’

2. Eto’o... Barcelona’nın yıldız ismi Eto’o İspanya’da ırkçı hareketlere en fazla maruz kalan isimlerin başında geliyor. Neredeyse her maçta maymun tiplemeleriyle yüz yüze gelen Etoo’ya en ağır laf Athletic Bilbao teknik direktörü Javier Clemente’den geldi. Bir dönem İspanya milli takımını da çalıştıran tecrübeli teknik adam A.Bilbao’lu futbolcu Unai’ye tüküren Eto’o’ya “Düne kadar ağaçta oynayanlar şimdi yere inip insanlara tükürüyor” açıklamasını yaparak onu maymuna benzetti. Etoo’nun Getafe maçında maruz kaldıkları da hala akıllarda...

‘Bu bir Roma Selamıdır’

3.Irkçılık sadece taraftarlara has bir şey değil. Saha içinde de birçok olay oluyor. Futbolcular çeşitli ırkçı semboller yaparak futbolu çirkinleştiriyorlar. Bu konuya en büyük örnek İtalyanların yıldız(!) ismi Paolo Di Canio. Neo-faşist selamı vererek büyük bir kesimden tepki alan Di Canio bunun ‘Roma Selamı’ olduğunu ifade etti ve Lazio’nun iyiliği için bunu bir daha tekrarlamayacağını açıkladı. İtalyan futbolcu Livorno ve Juventus maçlarında yaptığı selam yüzünden 7000 Avro ve 1 maç ceza aldı.

"Bomba atan uçak sesleri"

4.İngiltere ile Almanya arasında her zaman farklı bir rekabet vardır gerek sporda gerekse siyasette. Bunun temelinde de iki ülkenin yıllar önce yaşadığı sürtüşmeler ve savaşlar vardır. İngiliz taraftarların Almanya’ya karşı oynadıkları karşılaşmalarda dudaklarıyla 2.Dünya Savaşı’nı anımsatmak için bomba atan uçakların seslerini çıkartmaları ise hala akıllarda...


‘Sıradan bir zenci sürüsü’

5. Sturm Graz – M.United maçı... M.United Sturm Graz’ı yeniyor ve Avusturya Kulübünün Başkanı Hannes Kortnig gelen tepkiler üzerine şu açıklamaları yapıyor: “Biz koskoca Manchester United’a karşı kaybettik. Sıradan bir zenci sürüsüne değil”


6. 1916’daki G.Amerika Kupası’nda Uruguay Şili’yi 4-0 yenince Şili heyeti maçın iptalini istemişti. Nedeni ise öyle çirkindi ki. Onlara göre Uruguay maçta 2 siyahi futbolcu oynatmıştı. Onlar insan değildi ve bu maç iptal edilmeliydi.

7. Yıllardan 1998... Fransa’nın Dünya Kupasını kendi evinde kazandığı yıl. Fransa kupayı kazanmıştır ve Fransa halkı çılgınlar gibi eğlenmektedir. Ulusal Cephe Partisi’nin faşist lideri Le Pen öyle bir açıklama yapar ki bir anda herkes durgunlaşır. Le Pen siyahi oyuncuların fazla olmasını eleştirerek “bu takım kupa alabilir ama beş para etmez” açıklamasını yapar. Partinin taraftarları ise onlar için “Yalnızca Fransa için gol attıkları zaman seviyoruz” dediler.

‘Sadece beyazlara ait’

8. Paris Saint Germain ırkçılık konusunda bir hayli vukuatlı. Tribünlerde asılı olan ‘Sadece beyazlara ait’ pankartı herşeyi gözler önüne seriyor. Lens maçında astıkları ‘Yürüyen Beyazlar’ pankartı da cabası...


Kafasına yüzlerce muz yağdı

9. Polonya’da bir dönem forma giyen Nijerya asıllı futbolcu Emmanuel Olisadebe Lubin deplasmanında karşılaşmanın tek golünü atınca bu Lubin ev sahibi takımın taraftarlarını bir hayli kızdırdı. Bu öfke sonucunda taraftarlar içlerindeki ırkçılık duygularıyla Olisadebe’nin kafasına yüzlerce muz attılar.

Öğrenciyi komaya soktular

10. Leeds United’ın borç batağına saplanmadan önceki başarılı yıllarında yaşanan bir olay hem taraftarları hem de tüm futbolseverleri üzmüştü... İngiltere milli takımında da oynayan Bowyer ve Jonathan Woodgate Asyalı öğrenci Sarfraz Najeib’i öldüresiye dövmüşlerdi. Öğrencinin kırılmadık yerini bırakmayan bu yıldız(!) futbolcular mahkemeden sadece 100 saatlik toplum hizmeti cezası almışlardı.

Aman ayaklarına top gelmesin

11. İspanya ve İngiltere arasında oynanan hazırlık maçında futboldan ırkçılık gündeme geldi. İngiliz futbolcular Shaun Wright Phillips ve Ashley Cole’un ayağına ne zaman top gelse bu İspanyol taraftarlardan gelen bir maymun sesine dönüştü.

Top toplayıcılar bile taciz ediyor

12. İspanya’nın en ırkçı taraftar kitlesine sahip olduğu bilinen Real Zaragoza’nın maçlarında maymun sesi eksik olmuyor. Espanyol ile oynanan karşılaşmada bu sefer de top toplayıcıları çıktı sahneye. Espanyol’un Kamerunlu kalecisi Kameni’yi maç boyunca ırkçı sözlerle taciz eden top toplayıcıları maçın bitiminde de Kameni’yi yalnız bırakmadılar.

Peki Türkiye’de yok mu?

Bildiğimiz gibi Türk insanı yabancıları özellikle Afrikalıları çok sever. Bu yüzden sahalarımızda bu traz olaylar nadiren görülür ve Avrupa’nın en temiz liglerinden birisi olarak anılır. Ama aklımızda kalan hala bir-iki olay var.

‘Hepimiz zenciyiz’

13-Ali Aydın Beşiktaş maçını yönettikten sonra kendisine uzatılan mikrofonlara Pascal Nouma’dan zenci diye bahsetti. Çarşı ise diğer hafta tribünlere ‘Hepimiz zenciyiz’ pankartını astı. Bunun yanı sıra Revivo bir maçtan sonra ırkçı haeketlere maruz kaldığını açıkladı.

‘Ben ona Arap demek istedim’

14- Mehmet Ali Yılmaz Trabzsonspor Başkanı iken Kevin Campbell için ‘Yamyam’ dedi. Büyük tepki alan Yılmaz yaptığı açıklamada “ben ona Arap demek istedim” dese de Kevin Campbell’ın gitmesine engel olamadı.

Derleyen: Ahmet Sivaslı

24.01.2006

Kaynak : SuperSpor.com

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->




MENÜ